6 Kasım 2010 sabah saat 05:00 ben evde harıl harıl hazırlanıyorum. 06:30 arabası ile Bursa’ya yolculuk var. Uykulu bir halde atmışken kendimi sokağa, Fatih camisinden İstanbul’un 7 tepesinde yankılanan sabah ezanını sesiyle uykuyu unutup huşu içinde ezanı dinleyerek ve şükrederek yürüyorum. Sabah kaçta açtığını bilmediğim yılların Görgülü pastanesinden, taze sıcak sıcak poğaçamı alıp servise biniyorum ve iki canımı (Aylin’im, Ayşe’m) almak üzere Avrupa’dan Asya’ya geçiş başlıyor. İstanbul’un trafiğinden o saatlerde eser yok tabi ki 20dk içinde Ataşehir de diğer yolcuları da aldıktan sonra Anadolu’ya (Bursa) hareket ediyoruz
Bizler için çok keyifli sohbet dolu yolculuk başlamış oluyor, fakat otobüs içindeki yolcular için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sabah sabah bu kadar çok konuşan hatta hiç susmayan üç bayanla yolculuk etmek işkence gibi gelmiştir onlara. Feribot çalışmadığından körfezi dolaşmak zorunda kalıyoruz ve Aylin’im doğup büyüdüğü yerleri de görerek Bursa’ya varıyoruz.
Eker Çiftlik tesislerine geldiğimizde kapıda sevgili Derya’m karşılıyor bizi:) İçeride ise 30 dan fazla Blogger. Tek tek el sıkışıp tanışıyoruz hepsiyle. Sanki ilk defa görmüş gibi değilde yıllardır tanışıyormuş gibi kucaklaşıyoruz:) Ağaçkakan Mutfağın sponsorluğunda harika bir kahvaltı yapıyoruz Bursalı arkadaşlarımızla.
Sohbet muhabbet derken, zaman geçmesin dönüş vakti gelmesin diye dua ediyorum. Kahvaltımız bitip dağılmadan önce Derya’m ın sürpriz hediyeleriyle çok duygulanıyorum. Hemen arkasından Gönül‘ün eşinden kahve, Düşlerimin incisinden saklanası kurabiye ( kaybettiğim için resim çekemedim) Becel’den minik bir sepet ve Bursa ipeğinden bizler için özel olarak alınmış harika fularlarımızıda alarak dolu dolu 4 saat geçiriyoruz hep birlikte.
Derya’cım ellerine emeğine sağlık
Ve dönüş saati yaklaşırken Zehra annem bizi bırakmıyor, Derya’m, Aylin’im, Aylin’imin Halası, Çiğdem Hn ve Can ‘ımla birlikte evlerinin orada bir çay bahçesine götürüyor bizi. Bursa’da bahardan kalma bir gün ve ağaçların altıda kahvelerimizi yudumlayarak sohbetler ediyoruz. Zaman su gibi geçiyor, 15:30 Mudanya’ya yetişmek üzere sevgili Annemin eli Zehra annemin eşi Bayram bey bizleri büyük bir incelik göstererek deniz otobüsüne götürüyor. Bu seferde Deniz otobüsündeki yolcuların kafalarını şişirerek ve kestane şekerlerimizi yiyerek sisli bir deniz yolculuğu ile İstanbul’a dönüşümüz başlıyor.
Halamız ve biz
Zehra annem, Can’ım, Derya’m ve ben
Bu buluşmayı organize eden sevgili Zehra anneme (Seviyorum seni), kahvaltımıza sponsor olan Ağaçkakan mutfağa, Kalp yaşımızı ölçüp sonrada değerli hediyeler sunan Becel’ e, Bursa Nilüfer Belediyesine ve emeği geçen herkese gönülden teşekkürlerimi sunarım.
Sevgilerimle